9 Kasım 2017 Perşembe

A mobile application to support education of dyslexic children

Sabancı University Faculty of Engineering and Natural Sciences Computer Science and Engineering PhD Candidate Günet Eroğlu developed “Auto Train Brain”, a mobile application for dyslexic children having academic and learning difficulties.

Sabancı University Computer Science and Engineering PhD Candidate Günet Eroğlu developed a neurofeedback-based mobile phone application for dyslexic children. The application helps to reduce the effects of dyslexia, a subgroup of specific learning disorders for which a pharmaceutical treatment is not yet available, and to improve the academic achievement of such children.
Dyslexia is defined as a neurological difference in acquiring reading, spelling and writing skills by the European Dyslexia Association, and is seen in individuals with both average and above-average intellect. Thought to have affected geniuses such as Einstein, Mozart and Leonardo da Vinci, dyslexia is usually discovered in the first years of primary school as it affects reading skills.

Education is the only treatment

Dyslexia is seen in 10 to 15% of schoolchildren. According to research, 83% of children who have been diagnosed and have gone special education by the first, second or third grades can continue their academic life without issues.
Individuals who were dyslexic as children have relatively improved immunity in their adulthood and encounter fewer problems in school, but have an increased propensity towards Alzheimer's in later years. Therefore, lifelong and continuous learning is critical to improve cognitive capacity and preserve health.

The application improves reading speed and reduces errors in dyslexic children

The “Auto Train Brain” mobile application supports learning in children with visual and auditory games and improves through feeding their brain signals back to them (neurofeedback). According to pre-tests on 100 healthy participants, reading performances increased and fewer mistakes are done during reading.


Auto Train Brain” receives TÜBİTAK and DCP support

HMS Health Mobile Software Sağlık Mobil Yazılım ve Eğitim A.Ş. (HMS A.Ş. https://healthmobilesoftware.com/) was founded by Günet Eroğlu, a woman entrepreneur, in partnership with the Sabancı University commercialization interface INOVENT A.Ş. and with funding support by the “TÜBİTAK 1512-BIGG” program, and also received investment from Diffusion Capital Partners (DCP) this month. HMS A.Ş. become one of the technology investments of DCP, Turkey's first technology transfer and risk capital fund management company.

Günet Eroğlu devised this software based on her own experiences, and continues her efforts under the guidance of Sabancı University Faculty of Engineering and Natural Sciences professors Müjdat Çetin and Selim Balcısoy. The funds will be used for R&D efforts and further improvement of the application.

Sabancı University has made a patent application for “Auto Train Brain”, and the mobile application will be available on Google Play Store on December 31, 2017, and on App Store on February 28, 2018.


Disleksik çocukların eğitimini destekleyen mobil uygulama

Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği Doktora Öğrencisi Günet Eroğlu, okul hayatında ve öğrenmede güçlük çeken disleksik çocuklara yönelik “Auto Train Brain” isimli mobil uygulamayı geliştirdi.

Sabancı Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Doktora öğrencisi Günet Eroğlu, TÜBİTAK fon desteği ile disleksik çocuklara yönelik nörogeribeslemeye dayalı mobil telefon uygulaması geliştirdi. Mobil uygulama, özgül öğrenme güçlüğünün bir alt grubu olan ve ilaçla tedavisi henüz mümkün olmayan disleksinin etkilerini azaltıyor ve çocukların okul başarısının artmasında yardımcı oluyor.
Avrupa Disleksi Derneğine göre; okuma, heceleme ve yazma becerilerini edinmede nörolojik kökenli bir farklılık olarak tanımlanan disleksi, normal ve üstün zekalı bireylerde görülüyor. Einstein, Mozart, Leonardo da Vinci gibi dâhilerde de gözlemlenen disleksi, okuma becerisini etkilediği için ilköğretimin ilk yıllarında fark ediliyor.

Disleksinin tek ilacı eğitim

Disleksi okul çağı çocuklarının %10-15’inde görülüyor. Yapılan araştırmalara göre ilkokul 1., 2. ve 3. sınıflarda tanı ve tespiti yapılmış ve özel eğitim müdahalesinde bulunulmuş çocukların % 83’ü eğitim yaşantılarına sorunsuz olarak devam edebiliyor.

Uygulama disleksik çocukların okuma hızını artırıyor ve hata oranları düşüyor

“Auto Train Brain” adlı mobil uygulama, çocukları görsel ve işitsel oyunlarla destekliyor ve kendi beyin sinyallerini kendilerine geri besleyerek (nörogeribesleme) iyileştiriyor. 100 denek üzerinde test edilen mobil uygulamada elde edilen bulgulara göre, 20’nin üzerinde kullanımdan itibaren disleksik çocukların okuma hızı artıyor ve hata oranları düşüyor.

Auto Train Brain” Mobil Uygulamasına TÜBİTAK ve DCP Desteği

Sabancı Üniversitesi ticarileştirme arayüzü olan INOVENT A.Ş. ortaklığı  ve SUCOOL hızlandırma merkezinin desteği  bir kadın girişimci olan Günet Eroğlu tarafından “TÜBİTAK 1512-BIGG” fon desteği ile kurulan HMS Health Mobile Software Sağlık Mobil Yazılım ve Eğitim A.Ş. (HMS A.Ş. https://healthmobilesoftware.com/), bu ay içinde Diffusion Capital Partners (DCP)’den de yatırım almayı başardı. HMS A.Ş. bu şekilde Türkiye’nin ilk teknoloji transfer ve risk sermayesi fon yöneticisi Diffusion Capital Partners’ın Türkiye’de gerçekleştirdiği teknoloji yatırımları arasına girdi.

Günet Eroğlu, kendi yaşam tecrübesinden yola çıkarak tasarladığı ve geliştirdiği yazılım konusundaki doktora çalışmasını Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi öğretim üyeleri Müjdat Çetin ve Selim Balcısoy danışmanlığında yürütüyor. Alınan fonlarla AR-GE çalışmaları yürütülecek ve uygulamanın geliştirilmesi sağlanacak.


Sabancı Üniversitesi Sanayi İşbirlikleri ve Teknoloji Lisanslama Ofisi (İLO) ile patent başvurusu yapılan “Auto Train Brain” mobil uygulaması, 31 Aralık 2017 tarihinden itibaren Google Play Store'dan, 28 Şubat 2018 tarihinden itibaren ise Apps Store'dan indirilebilecek. 

17 Temmuz 2017 Pazartesi

Matematik ve evren algısı

İnsan beyninde, dil işleme ile ilgili alanlar ve matematik ile ilgili alanlar bulunmaktadır. Dil işleme ile ilgili alanlar, Broca alanı, Wernicke alanı ve Prefrontal cortex'tir. Matematik işlemler yapılırken ise, Prefrontal cortex, parietal ve inferior temporal alanlar devreye girmektedir.Matematik ile dil işleme network'leri birbirlerinden farklı network'lerdir, ve birbirlerinden bağımsız çalışmaktadırlar.

Bir çocuğun beyninde öncelikle parietal cortex ve visual cortex gelişir, yaş ilerledikçe ergenliğe doğru prefrontal cortex de gelişmeye başlar. Yani, her insanın beyninde öncelikle matematik ile ilgili alanlar çalışır duruma gelmektedir. Belki de eğitime bile gereksinim olmadan,geometri, uzay ve  3 boyutlu nesnelerin algılanması gelişmektedir. Buradaki algının fazlasıyla gelişmiş olması, başkalarının göremediği boyutları ve frekansları algılamayı da sağlayabilir.

Matematik, belli sayıda aksiyomu (doğru olduğu baştan kabul edilen önerme) temel alan ve bu aksiyomlara dayanarak hipotez ve teoremlerin ortaya konup ispatlanabildiği bir bilim dalıdır.
Aksiyomlarınızı değiştirirseniz, farklı bir matematik dünyasında farklı teoremlere ulaşırsınız, keşfettiğiniz evren değişir. Örnek olarak, öklid geometrisi, hiperbolik geometriyi ve eliptik geometriyi verebiliriz. Geometrinin temel aldığı düzlemi değiştirirseniz, uzamsal olarak farklı uzunluk ve alan hesaplamaları devreye girer.




Büyük bir matematikçi olan Godel, 1930'larda eksiklik kuramını yayınladı. Bu kurama göre, temel aritmetik içeren tutarlı hiç bir S sistemi eksiksiz değildir. Temel aritmetik içeren tutarlı hiçbir S sistemi için, sistemin tutarlılığı kendi içinde ispat edilemez.

Yani, matematiksel aksiyomlarla ulaştığınız hiç bir sistem tümüyle tutarlı ve eksiksiz olamaz. Bu da Matematiğin, varolan evrenleri açıklamada bir yanılma payının olabileceğini bize soyler. Çünkü aksiyomlarımızı değiştirdiğimizde farklı evrenlere ulaşabilmekteyiz.

Beynimizin sınırlı imkanları dahilinde bize verilen bilişsel muhakeme ile oluşturabileceğimiz içinde bulunduğumuz evrene dair kurduğumuz sistemler kendi içerisinde belli ölçüde tutarlı ve eksiksiz bir bakış açısı sunar. En basitinden, insanın varoluşunun esası olan Altın oran = 1.618, içinde bulunduğumuz dünyada pek çok yaratılanın temelindeki ölçüdür. İnsan, altın oran ölçüsünde yaratıldığı için bu orana uyan nesneler ona güzel ve dengeli gelir. Platonun bulduğu platonik cisimler, küp, tetrahedron, oktahedron, dodekahedron, ikosahedron yine altın oranı içeren geometrik cisimlerdir ve evrendeki toprak, ateş, hava ve suyu meydana getirir.
Doğada her yerde rastladığımız fibonacci sayıları örüntüsünde, bir sonraki sayıyı önceki sayıya böldüğümüzdeki oran, yine altın orandır.

Görüldüğü gibi insan, varoluşunun her yerine nakşedilmiş bir geometrik düzen içerisinde varolmaktadır. Bu düzeni değiştirmenin tek yolu, beynin frekanslarını yükseltmektir. Daha yüksek frekansta çalışan beyin, farklı aksiyomlar üretecek, bu aksiyomları temel alan farklı bir sistem ve evren modellenecektir. Bu evren de sınırlı ölçüde tutarlı ve eksiksiz olacaktır. Çünkü, varolan frekansların sadece belli bir bant genişliği kullanılarak modellenmiştir.

Tanrı'ya ulaşabilmek için ise, sonsuz tane evren, sonsuz tane matematiksel modelleme ve varoluş gerekmektedir. Fiziğin şu an için geldiği nokta da aynısıdır. Kuramsal fizik bize, enerjinin kendisini hiçlikten yaratabileceğini, banyodaki köpükler gibi sonsuz sayıda genişleyen evrenlerin oluşabileceğini, bunların birbirinden farklı  bir yaşam döngüleri olabileceğini söylemektedir.






23 Haziran 2017 Cuma

EEG sinyal işleme ve neurofeedback deneyleri

Sabancı Üniversitesi'nde doktora çalışması çerçevesinde, öğrenme güçlüğü için sinyal işleme ve Neurofeedback çözümü ve deneyleri gerçekleştiriyoruz. Bu çalışmalar esnasında, çok değişik deneyimler yaşıyorum.Yaptığımız deneylere katılan Sabancı Üniversitesi'nin değerli ve zeki öğrencileri, doğru bir iş yaptığımıza olan inancımı pekiştirdi, geleceğe dair ümitlerimi artırdı: Zekası çok yüksek bir öğrenci, özel eğitime giden kardeşi için umut olabilir mi diye deneylerimize katıldı. Bu durum, aynı anneden doğan çocukların farklı nitelik setine sahip olabileceğini gösterdi. Bilg Müh okumayı düşünen PCOS hastası bir bayan öğrenci, ailesinin neden Matematik ağırlıklı işlerle uğraştığını, neden sosyalleşme ve ekip çalışmasında desteğe ihtiyacı olduğunu deneylerimiz sayesinde öğrendi, ileride çocuklarında ne tür durumlar ortaya çıkabileceğini, spor yapmasının ve doğru beslenmesinin önemini kavradı. PROJ 102 öğrencileri, bağışıklık sisteminin onların hayatlarında neden çok önemli olduğunu öğrendiler. İlaçsız bir şekilde beyin performansını artırmaya yönelik çözümlere, gençlerin rağbet ettiğini görmek, önerdiğimiz çözümün yakın gelecekte geniş bir tabana yayılabileceğinin müjdecisi oldu.
Bağışıklık sistemi sorunlarının ve öğrenme güçlüklerinin, geniş aile tarihinde stresli bir olay yaşayan bir büyükanne ile tetiklendiğini (ki bölgemiz coğrafyasında stresli olaylar her dönemde oldukça fazla), daha sonra bağışıklık sistemi problemlerinin çocuklar ve torunlara bağırsak florası ile aktarıldığını, bozulan bağışıklık ve endokrin sisteminin kız çocuklarını daha zeki yaparken çocuk sahibi olmalarını zorlaştırdığını, bu annelere doğan erkek çocuklarının öğrenme güçlüklerine daha çok sahip olabileceğini literatür taraması ile gösterebildik. Bağışıklık sorunları endokrin sistemini etkiliyor, hipokampüsü bozuyor, ve beyinde ön frontal lobda bulunan bağışıklık hücrelerini etkiliyor. Ön lobun gelişiminin gecikmesi, en iyi ihtimalde GÖRSEL-UZAYSAL-MATEMATİK zekaya, ve ayrıca zekadan bağımsız çeşitli öğrenme güçlüklerine sebep verebiliyor.
Benim de içinde bulunduğum şekilde, Bilgisayar Mühendislerinin çoğunun GÖRSEL-UZAYSAL-ZEKA'ya sahip olduğunu söyleyebiliriz, bunu hem deneyimize katılan öğrencilerin beyin yapısı doğruladı, hem de bu bölüme girebilmek için Matematik ön koşul. Bu durum projemizi daha enteresan hale getiriyor. Çünkü, bağışıklık sisteminin bozulması, madalyonun bir başka yüzünü ve avantajını ortaya çıkarıyor. Bazı insanlarda Visual Cortex daha çok gelişiyor ve kural bazlı , fazla hafıza gerektirmeyen, ancak yaratıcılığı yüksek işlerde (matematik, resim, müzik) beynin özelleşmesini sağlıyor.
Bu özelleşmiş beyin yapısı, kimi insan için parlak bir başarıya olanak sağlarken, benzer aile geçmişine sahip, beyin yapısı bu şekilde olan bazı kişi ve gruplar toplumun riskli bölümünü oluşturuyor, çünkü öğrenme güçlükleri yüzünden iyi bir eğitim ve dolayısı ile iş hayatına sahip olamayabilirler, ön lobun gelişmemesinden dolayı çeşitli bağımlılıklar geliştirebilirler, sosyalleşmede ve ekip olarak çalışmada sorunlar yaşayabilirler. Yetişkinlikte, sık iş/eş/ev değiştirebilirler. Yaşlılıkta alzheimer ve demans hastalığına daha çok yakalanabilirler.
Bu öğrencilere ders verirken bazı durumları gözönüne almak gerekiyor:
- Bu öğrenciler, görsel olarak öğreniyorlar. Eğitim materyalleri sembolik anlatım yerine görsel olarak tasarlanabilir, videolarla desteklenebilir.
- Ezbere dayanan hafızaları çok güçlü değil. Bu sebeple, formüller için cheat sheet kullanılabilir.
-Epizodik hafızaları güçlü, dersler öğrencilerin bilfiil katılacağı bir "deneyim" haline dönüştürülebilir.
- Prosedürel (sıra/düzen) gerektiren ve tekrarlayan işlerde başarılı olamayabilirler.
- Öğrenilmesi istenilen materyalin birbiri ile ilişkili olması vasıtası ile bilginin daha çok kalıcı olması sağlanabilir.
-Kendilerini sözlü olarak ifade etmede zorlanabilirler.
-Birebir olarak verilen eğitimde daha başarılı olabilirler.
-Sınavlarda daha çok hata yapabilirler.
Toplumun %5-%10 kadar bir bölümünü etkileyen öğrenme güçlükleri ve dikkat eksiği, son 30 yılda hibrit tohumların kullanımı, genetiği değiştirilmiş ürünler, tarım ilaçlarının yoğun bir şekilde kullanımı ile birlikte artış eğilimine girdi. Çünkü DNA'sı değişmiş ürünler, insanda otoimmun hastalıkları tetikliyor, endokrin sisteminin çalışmasını bozuyor. Bağışıklık sistemi bozulan annelerin çocuklarında öğrenme güçlükleri ve dikkat problemlerine daha çok rastlanıyor. Şu anda, tıbbi olarak bu sorunların çözümü için karbonhidrat, şeker ve laktozu yasaklayan protein, yağ ve sebze/meyve, probiyotik içeren doğal, organik diyetlerden başka olayı sistemik olarak çözebilen bir çözüm ortaya konmuş değil.
Beynin ön frontal lobunun ve temporal lobların çalışma performanslarının bilgisayar temelli bir sinyal işleme arayüzü ile performansının kalıcı olarak artırılması, yapılacak diyetlerin yanında mutlaka denenmeli. Bu şekilde kombine tedavi yöntemlerinin, orta-uzun vadede Hipokampüs üzerinde kalıcı iyileşme yarattığı çeşitli deneylerle kanıtlandı.
Yapmış olduğumuz çalışmalarda, çoklu duyu okuma egzersizleri yapılırken eş zamanlı olarak bilgisayar yardımı ile beyin sinyallerinin denetlenmesi ile okuma hızının iyileştirilmesinde ve hata oranının düşürülmesinde olumlu sonuçlar alındı.

11 Ocak 2017 Çarşamba

OPENGL, WebGL, eMotiv ile EEG sinyallerin görselleştirilmesi

OPENGL, Açık Grafik Kütüphanesi, gelişmiş donanım desteğini kullanarak hem 2 hem de 3 boyutlu grafikleri ekrana çizmek için kullanılan ücretsiz bir grafik uygulama geliştirme arabirimidir. Khronos Group tarafından geliştirilmekte olup, Windows, Linux, MacOS ve Solaris gibi pek çok işletim sisteminde yaygın olarak kullanılmaktadır. Donanım tarafında ise Nvidia, Intel, ATI tarafından desteklenmektedir. C, C++, C#, Python, Perl, Java programlama dilleri kullanılarak OpenGL kitaplığından yararlanılabilir.
WebGL, Khronos Group tarafından yönetilen, web ortamında 3 boyutlu grafik çizimi sağlanmasını amaçlayan bir web standardıdır. Uyumlu web tarayıcısında herhangi bir eklenti kurulmasını gerektirmeden, HTML5'in Canvas elementi üzerinde 3 boyutlu grafik çizimi yapılmasını mümkün kılmaktadır.
eMotiv, kablosuz olarak Bluetooth (BLE) teknolojisi ile 14 elektroddan EEG sinyalleri okuyan ve sayısallaştırarak bilgisayara aktaran bir başlık, donanım ve yazılım bütünüdür.
Üniversitedeki projemizde, eMotiv başlık kullanılarak, insan beynindeki 14 farklı noktadan EEG sinyalleri c++ programı tarafından okunmakta ve OpenGL teknolojisi kullanılarak görselleştirilebilmektedir. Görselleştirme arayüzünde, texture üzerine EEg sinyaller yansıtılmakta ya da fragment shader üzerinde (GPU'da) veriler işlenmektedir.
Aşağıda projenin çıktılarına ait örnekleri bulacaksınız.
eMotiv EEG sinyalleri görselleştirme

Farklı tarzda görselleştirme

Mahremiyeti koruyan Naive Bayes sınıflandırması

Günümüzde, büyük veriler bulut mimarisi üzerinde, pek çok operasyonel sistemden toplanarak belli merkezlerde biriktirilmekte ve üzerlerinde çeşitli algoritmalar koşmaktadır. Bu algoritmalarla veriler detaylı analiz edilerek, işin daha iyiye götürülebilmesi için sonuçlar çıkarılmaktadır. Son 5-6 yıldır, Veri Madenciliği algoritmaları konusunda kişisel bilgilerin korunması konusunda ciddi yaptırımlar var. Kişisel verilerin güvenliği ve gizliliği sağlanarak bu tür analizlere izin verilmekte. Bu durum da bilim dünyasında, mahremiyeti koruyan yeni bir takım algoritmaların geliştirimesini sağladı.
Bu yazımızda, bilim dünyasında yaygın olarak kullanılan supervised sınıflandırma algoritmaları üzerine tanımlanan yeni uygulamalardan bahsedeceğiz.

Makine öğrenmesinde yaygın olarak kullanılan bir yöntem var: Naive Bayes sınıflandırması. Bu sınıflandırmada, bir üyenin ait olduğu sınıfı bulabilmek için olasılık teorisinden yararlanılır. Bu algoritmaya göre, bir üyenin sınıfını bulabilmek için, her bir sınıfın varolma olasılığı ile, her bir özelliğin bu sınıf içerisinde varolma olasılığının çarpımı hesaplanır ve üye  en büyük olasılığa sahip sınıfa atanır.
Böyle bir sınıflandırma, üyelerin hassas bilgilerini açığa vurabilir, dışarıda başka verilerle birleştirilerek  kötüye kullanılabilecek başka özel verilere ulaşılabilmeyi kolaylaştırabilir.
Bu sebeple, bulut mimarisi üzerinde yeralan büyük veriler sınıflandırılırken, mahremiyeti koruyan Navie Bayes sınıflandırması yapılmalıdır.

Mahremiyeti koruyan Naive Bayes sınıflandırmasında, kategorik ve nümerik verilere belli yöntemler uyarınca, belli miktarlarda Laplace gürültüsü (noise) eklenmektedir.
Belli oranda (epsilon >0.005) eklenen noise bilgisinin, sonucun doğruluğuna çok az etki ettiği ispatlanmıştır. Bu oranın üzerinde noise eklendiğinde, sonuç oldukça farklılaşmaktadır.
Normalde, verinin kendisi değiştirilmemekte, ancak bu veriye dışarıdan erişim sağlanırken ve sınıflandırılırken, sonuca noise eklenerek mahremiyet sağlanmaktadır.
Bu şekilde yapılan sınıflandırma ile, hassas ve kişisel bilgilerin korunması sağlanmaktadır.

1 Eylül 2016 Perşembe

Bir matematikçi nasıl karar alır?

Matematik ve fizik tüm yaşamın temelini teşkil eder. Matematik, fizikten de önce gelir, evrende önce matematik varolmuştur. Yani evren bir matematiksel düzenin içinde varolmuştur.
Matematikle uğraşmak için, tekdüze şeyleri büyük bir inatla sürekli olarak yapabilecek ruh yapısına sahip olmak gerekir. Matematik formülleri tekrarlayan bir düzen içerisinde, yanyana yerleştirmek, birbirine benzer pattern'leri bulup çıkarmak, değerleri yerine yerleştirip hata yapmadan sonuca ulaşmak.
Mantık, analitik düşünce, hatasızlık, mükemmeliyet= matematik.
Yalnız, matematikte sonuç kesinse, doğruyu belli bir yanılma payı ile ölçebiliriz, sonuç kesin değilse gerçeği yansıtır.
Yani, evrendeki her yaratılış matematik kurallarına uymasına rağmen, bütünüyle tam ve eksiksiz olarak ölçülemez. O yüzden matematiksel sonuçları belirli bir güvenilirlik yüzdesi içindeyken kesinlikle ifade edebiliriz:  "%90 güvenilirlikle (confidence level), insanların boyu 1.5 m ile 2 m arasındadır" cümlesi bize kesinlik yerine bir dereceyi belirtir.
İnsan düşüncesi, evrenin sırlarını anlayabilmek için, matematiğin obsesif tekrarlayıcı mükemmel yapısından, saçaklı mantığın (fuzzy logic) derecelendirilmiş, hoşgörülü yapısına geçmek zorundadır.
Evrende her şey bir derecedir, katıksız hiç bir şey yoktur. %100 iyi veya %100 kötü yoktur, güzellik, dişilik, erkeklik de bir dereceye bağlıdır.
Matematikle uğraşan kişiler, hayatlarının bir döneminde, bu kadar iyi matematik bildikleri halde yine de yaşamın kıyısında kaldıklarını, bilgileri ile evreni kapsayamadıklarını hissederler. Bu biteviye evreni mükemmelleştirme uğraşısı onların psikolojilerini bozar,  depresyona  sokar.
Hayatta karşılaştıkları olaylar ve nesneleri açıklarken eninde sonunda saçaklı mantık(fuzzy logic) ile tanışmaları gerekir.
Saçaklı mantık, onları kendi içinde bulundukları mükemmel yalnızlıktan kurtarır. İşte o zaman, matematik konusunda bilgileri ve öğrendikleri hayata bir katma değer olarak  yansımaya başlar.