1 Aralık 2015 Salı

Bias and Variance

Machine Learning'te bir kavram var: Bias (önyargı, peşin hüküm ya da ortalamadan uzaklık) ne kadar artarsa, variance (varyans, değişim,çeşitlilik) o kadar azalır, Bias azalırsa varyans artar.
Bu kavram, verilerden bilginin çıkarılması, matematik modellemelerin yapılması ve bu matematik modellerin gerçeği na kadar yansıttıklarını hesaplamak için kullanılıyor.

Bu kavramı insan beyni ve onun aldığı kararlar için uygulamak istersek çok ilginç sonuçlarla karşılaşıyoruz.
İnsanda beynin karar veren Yönetici Bölgesi Prefrontal Lob'dur. Bu lobun her iki yarıküresine gelen veriler sentezlenerek ve önceden öğrenilenlerle birleştirilerek bir karara varılır. Prefrontal lob çok iyi çalışıyorsa, sonuçlar da doğru ya da yanlış olsun çok nettir. Varyans daha azdır.
Gözle görülen, kulakla işitilen veriler geçmiş bilgilerle birleştirilmiş ve net olarak karara ulaşılmıştır. Bir atoma baktığımızda, elektron nerede kesin bilinmektedir.

Eğer insan beyninin bu bölümü Yönetim faaliyetlerini tam olarak yerine getiremiyorsa, dış uyaranlarca beyne gönderilen sinyaller yeterince işlenmeyip arka loblara aktarılır, verilen kararlardaki bias daha az, varyans ise daha çoktur. Bir atoma baktığımızda, elektronların nerede olduğu bilinemez, elektronlar bir bulut içerisinde belirsiz bir konumda dönüp durmaktadır.

Prefrontal Lobun iyi çalışmamasının insan için bir felaket olduğunu düşünebiliriz, ancak Einstein, Edison, Mozart gibi dahilerin de bu durumda olduğunu anladığımızda işin boyutu değişir. Aslında vücudumuzda 2 adet olan herhangi bir organla (göz, kulak, beyin, el, ayak)  algıladığımız nesneye ve çıkarımlarımıza tam da güvenmemek gerekir. Çünkü algılanan nesne aslında öyle olmayabilir, farklı renkte, boyutta, uzaklıkta, seste olabilir. Gördüğümüz nesne kırmızı veya onun karşıtı olan yeşil olabilir, ya da turuncu veya onun karşıtı olan mavi olabilir. Aslında  nesne hiç var olmayabilir.
Kuantum ve String teorilerinin derinliklerine indiğimizde, aslında gördüğümüz her şey sadece titreşen iplikçiklerden ibarettir ve gözleyen olduğumuzda şekli ve yapısı değişir.

O yüzden gördüğümüz ve işittiğimiz hiç bir şeye tam olarak inanmadığımızda, verdiğimiz kararlar da flulaşır, duruma göre, o ana göre şekil alır. Yani bias daha az, ancak varyansı fazla, çok farklı kararlar alabiliriz. Yani yaratıcılık, yeni bir söylem geliştirmek, varolan yapılardan yenilikçi bir yaklaşım benimsemek artar, insan sezgiselleşir.

Sol beyin fonksiyonları da tam çalışmıyorsa, görülen ve işitilen arasındaki senkronizasyon ve zaman kavramı kaybolur. Her şey yavaş çekim, zamandan bağımsız, durgunlukların sessizliğinde, sessizliklerin durgunluğunda, hiç bir şey yapmanıza gerek kalmadan, sessizce olduğunuz noktada yaratım yaptığınız bir duruma dönüşür. Steven Hawking ALS hastalığı ile bunun en uç noktasını oluşturmaktadır.

Sağ beynin derinliğinde, sezgiselliğinde insan Tanrı'ya daha çok yaklaşır, çünkü Tanrı önce Işığı yaratmıştır, sonra sesi ve hareketi. Zaman ise, üst boyutlardan türev alarak daha alt boyutlara indirgendiğimizde ortaya çıkan bir lineerliği temsil eder. Aslında ne önce, ne sonra ne de zaman diye bir şey vardır. 3 Boyutlu dünyamızda, integral aldığımızda bir üst boyuta bütünleniriz, zamanın üstüne çıkarız. Tanrı çeşitliliği sever.

Yani kısaca, Tanrısal kararlar alabilmek için, bias az, varyans daha çok ve zamandan bağımsız karar almak gerekir. Diğer bir deyişle sağ beyin ile, yani SEVGİ ile.