Alak Suresi- Yaratan rabbinin adıyla oku!

 


Kayseri’nin tam merkezinde, Düvenönü’nde  Ulu Camii bulunur. Orta Anadolu’daki kurak iklimin o sıcağında, kocaman büyük gri taşlardan yapılmış, Selçuklu devrinden kalmış, o zamana göre  o civardaki en büyük camii benim çocukluğum  için çok önemli bir yer tutar.

Onun hemen arkasında yeralan Hacı Ali Karamercan İlkokulu’nda okudum. 5 yaşında okula başlamıştım. Öğretmenim Osman Bezzazoğlu, Allah rahmet eylesin, beni çok severdi. Tam bir Atatürk’çü hocaydı ve bize okuma yazma dışında pek çok güzel şey öğretti. Camiinin taş avlusunda, ağabeyimle ve diğer arkadaşlarla futbol maçı yapardık. Yıllar sonra, anneannem ve dayım dahil, yaşlı akrabalarımızın tamamı, bu camiiden sonsuzluğa uğurlandılar. 10 yaşımda, yazın ilk Kur’an Kursu’na bu camiide gittim. Caminin girişinde, insanların şadırvanda abdest almalarını  büyük bir merakla izlerdik.

Kur’an kursunda, bir kaç haftada, Arab alfabesini söküp Kur’an okumaya geçtiğimde, babam bana bir burma altın bilezik takmıştı.

Camiinin içine girdiğinizde, dışarının sıcağının tersine, caminin içindeki serinlik bir anda size çarpar, ışık loşlaşır. Yaşlı insanlar kendi köşelerine çekilmiş Kur’an okumaktadır. Ezber yapan genç ablalar, hiç sektirmeden ve atlamadan Kur’an’ın surelerini Hoca’ya okumaktadırlar.

Kendimden yaklaşık 50 yaş daha büyük Cami arkadaşlarım bu dönemde oluştu. Bir çoğu ile anneannem, bağda komşuydu. Daha sonra, bağda onlarla karşılaştığımda, beni Camiden hatırlar, başımı okşayıp gülümserlerdi.

Bir insana küçük yaşta öğretilecek en iyi bilgilerden bir tanesi Allah inancıdır. Dinlerin tarihi, felsefe öğretilecek en iyi ikinci bilgidir. Üçüncü en iyi bilgi matematik ve Türkçe'dir. Çünkü, hayatın inişli çıkışlı olağan yapısında, insan başına gelenlere, ancak bir inanca bağlı kaldığı sürece sabredebilir, sevgide kalma, doğruda kalma gücü bulabilir.

Ulu camii’nde öğrendiğim Kur’an sureleri ve mealleri hayatımda daima bana ışık tuttular. Bunların içerisinde Alak Suresi çok çarpıcıdır.

Bu sure, Kur’an’ın Paygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.S)’e Hira mağarasında inen ilk ayetlerini içerir.

Okuma yazma bilmeden yetim olarak büyüyen Hz.Muhammed (S.A.S)’e ilk inen ayetler “Oku! Yaratan rabbinin adıyla oku” dur. Bu ayetler indiğinde, Peygamberimiz (S.A.S), tepki olarak “Ben okuma bilmem.” demiştir. Onun özrüne cevaben, insanın yaratılışına dikkat çeken 2. ayet inmiştir: “O, insanı bir alaktan yarattı”. Akabinde 3. Ayet inmiştir: Oku! Kalemle (yazmayı) öğreten, (böylece) insana bilmediğini bildiren rabbin sonsuz kerem sahibidir. Bu ayete göre, Allah’ın keremi sonsuzdur. O insanı “alak”tan yaratıp Peygamber haline getiren  kudretiyle, kimine kalemi, normal bilgi edinme yollarından okuyarak kendini ve tüm yaratılışı öğrenmeyi nasip eder, kimine de herhangi bir eğitim öğretim olmadan bilmeyi nasip eder.

Okumak, bilgi edinmek; yaradılışı tanımaya çalışmak, bir sevgiden, bir nutfeden (zigot)tan yaratılan insanı bilmek, bu ayet ile tüm kullarına farz kılınmıştır. İnsan okumakla, asırlar boyu oluşan insanın bilgi hazinesine erişme kudretine ve Allah’a yeterince yaklaşma şansına sahip olur.

Dislekside, beynin zigot halinde gelişiminde oluşan farklılık sebebi ile okuma alanlarında gelişimde gerilik söz konusu olabilir. Ancak, insanı alaktan yaratan Allah, bu farklılığı da zamanla kapatıp insanı alim haline dönüştürecek güce sahiptir. Nitekim, disleksi olarak doğup da bilim adamı olan pek çok insan mevcuttur.

Son söz: Allah’ın hikmetinden ve kudretinden sual olmaz.

Yazımızı, Diyanet Başkanlığı’nın Alak Suresi ve tefsiri ile kapatıyoruz:

﴾1﴿

 Yaratan rabbinin adıyla oku!

﴾2﴿

 O, insanı alaktan (asılıp tutunan zigottan) yaratmıştır.

﴾3-5﴿

 Oku! Kalemle (yazmayı) öğreten, (böylece) insana bilmediğini bildiren rabbin sonsuz kerem sahibidir.

 

Nüzûlü” bölümünde açıklandığı üzere bu âyetler Hz. Peygamber’e inen ilk vahiy olup ona ve onun şahsında bütün müslümanlara okumayı emretmiş, onları kalemle yazmaya ve ilimde gelişip yetkinleşmeye teşvik etmiştir. İlk vahyin “oku” emriyle başlaması ve bu emrin iki defa tekrar edilmesi, okumanın ve bilmenin dinde ve insan hayatında ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Kur’an’ın, canlılar arasında insanın farklı ve üstün yerini onun öğrenme özelliği ile tanımlaması son derece anlamlıdır (ayrıca bk. Bakara 2/31). Âyette Hz. Peygamber’e emredilen okumanın konusu belirtilmemiştir; çünkü başta kendisine indirilen vahiy ve kozmik evrendeki âyetler olmak üzere, okunması yani üzerinde inceleme yapıp zihin yorarak hakkında bilgi edinilmesi, ders ve ibret alınması gereken her şeyi tanıması, hakikatini anlayıp kavraması istenmektedir. Kuşku yok ki yaratanı tanımak, dinin de ilmin de temel gayesidir. Bu sebeple “Yaratan rabbinin adıyla oku!” buyurularak Hz. Peygamber’in okuma faaliyetine veya herhangi bir işe, başka varlıkların adıyla değil, yaratan rabbinin adıyla başlaması ve O’ndan yardım istemesi emredilmiştir. Âyete “Yaratan rabbinin adına oku!” şeklinde de mâna verilebilir. Sonuçta okumanın (veya herhangi bir faaliyetin) Allah’ın adıyla, Allah için ve Allah adına yapılması emredilmiştir. Âyette “Yaratan rabbinin adıyla oku!” buyurularak özellikle yaratma sıfatına vurgu yapılmıştır. Çünkü hem insandaki okuma yeteneği ve imkânını hem de onun okuduğu, incelediği, anlamaya ve kavramaya çalıştığı objeleri, nesneleri yaratan Allah’tır. İnsan, bilgi edinme sürecinde Allah’ın verdiği imkân ve yetenekleri kullanmakta, O’nun yarattığı şartlarda ve onun yarattığı varlıklar üzerinde inceleme ve araştırmalar yapmaktadır. Durum böyle iken, yani O’nun yarattığı yeteneklerle O’nun yarattığı varlık âlemini incelerken, bütün bu lutufları görmezlikten gelerek Allah’a şükretmemek, O’nu tanımamak, üstelik bunu bilim adına yapmak büyük bir nankörlüktür.

 

Sözlükte “yapışmak, asılmak, sevgi, ilgi, kan emen kurtçuk” gibi anlamlara gelen alaka kelimesinin çoğulu olan 2. âyetteki “alak” ile aşılanmış yumurtanın ana rahminin iç cidarına asılı vaziyetinin (zigot) kastedildiği anlaşılmaktadır. Âyetler insanın kâmil bir varlık haline gelmesi için önce yaratanı, sonra da yaratılanı yani kendisini ve evreni tanımasının gerekli olduğunu gösterir (insanın yaratılış safhaları hakkında bk. Hac 22/5; Mü’minûn 23/14).

 

 “Nüzûlü” bölümünde anlatıldığı üzere Cebrâil Hz. Peygamber’e “oku” dediğinde o okuma işinin okuma yazma bilenler tarafından yapılabileceğini düşünerek “Ben okuma bilmem” demişti. İşte 3. âyet, bir bakıma Resûl-i Ekrem’in bu dolaylı özür beyanına bir cevap olmaktadır. Buna göre Allah’ın keremi sonsuzdur; O, insanı “alak”tan yaratıp mükemmel bir varlık haline getiren ve peygamberlik gibi yüce bir makama kadar erdiren kudretiyle, dilediği kullarına normal yollardan, yani kalemi ve diğer bilgi malzemesini kullanarak bir hocadan bilgi almasını sağlayarak okumayı öğretir, ama O, kullarından dilediğine, bir öğretici ve öğrenim aracılığı olmadan bilgi öğretmeye de kadirdir.

 

4 ve 5. âyetlerde kalemin önemi vurgulanmıştır; çünkü kalemde sayılamayacak kadar çok ve büyük faydalar vardır. Kalem vasıtasıyla ilimler tedvin edilmiş, hikmetler kaydedilmiş, öncekilerle ilgili haberler, bilgiler zaptedilmiş, Allah tarafından indirilmiş olan kutsal kitaplar yazılmıştır; kısaca uygarlıklar kalem sayesinde süreklilik kazanmış, kuşaktan kuşağa aktarılmış; Allah kalem vasıtasıyla insana bilmediklerini öğreterek onu cehalet karanlığından kurtarmış, ilmin aydınlığına kavuşturmuştur. Burada “kalem” kelimesinin, –işlevi ve amacı dikkate alındığında– bilinen kalemden bilgisayara kadar bütün okuma, yazma ve bilgi alıp verme araçlarını kapsadığını da belirtmek gerekir.

 


Kaynak : Kur'an Yolu Tefsiri  Cilt:5 Sayfa:651-653

Bu blogdaki popüler yayınlar

Disleksi ve otizm eğitimi

Bias and Variance